|
Çok derin anlamları olan bir laf edermiş gibi arada bir şunu söyleriz: "Demokrasi için hangi mücadeleyi ettik ki? Bu özgürlükler bize verildi, aynı şekilde geri alınması da doğaldır." Böylece özgürlüklerin kısıtlanmasını, demokrasinin zedelenmesini doğal bulan bir anlayışı dile getiririz.
Gerçekten öyle mi? Gerçekten demokrasi için yeteri kadar mücadele edilmedi mi? Yakın tarihimiz hiç de öyle söylemiyor.
Alın 'Markopaşa' olayını.
'Markopaşa' 1946-1950 arasında Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin'in çıkardığı bir dergi. Öyküsü, Mehmet Saydur tarafından 'Markopaşa Gerçeği' adıyla kitaplaştırıldı.
'Daha çıkar çıkmaz ilk sürprizi bayiler yapıyor' diyor Saydur. "Markopaşa'nın dağıtım ve satışını yapmıyorlar. Yazarlar, dergiyi işporta yöntemiyle kendileri satmak zorunda kalıyorlar. Hemen ardından matbaalar basmak istemiyor."
16'ncı sayıya gelince matbaa bulunamadığı için dergi teksir makinesiyle basılıyor. Buna rağmen, gazetelerin 25 bin sattığı bir ülkede tirajı 60-70 bine kadar çıkıyor.
'Markopaşa' kapatılıyor, 'Malumpaşa' olarak yeniden çıkıyor. 'Markopaşa' mahkemede aklanıyor, bu kez isim hakkı (ajan olduğu sanılan) biri tarafından çalınıyor. Dergi bir kez de 'Merhumpaşa' olarak çıkıyor. Sonra 'paşa' dizisi yetti artık denip, 'Alibaba' oluyor.
Dergi, toplam 7 ad, 8 sahip (15 kez değişerek) 10 yazıişleri müdürü (13 kez değişerek) 9 matbaa (15 kez değişerek), 1'i posta kutusu olmak üzere 10 adres (12 kez değişerek) çıkmış. İlk sayı ile son sayı arasındaki 176 haftanın 99'unda çıkamamış! Hakkında 28 dava açılmış. Sabahattin Ali 11 ay 17 gün, Aziz Nesin 7 ay 18 gün, Mim Uykusuz 3 ay 15 gün, Rıfat Ilgaz 5 yıl 1 ay ceza yemiş. Bu arada Sabahattin Ali de öldürülmüş!
Bütün bunlar olurken, günümüzde artık demokrasi kahramanı sayılan Adnan Menderes, Meclis'te okuduğu hükümet programında, 'Dışarıdan beslenen mizah dergileriyle uğraşacağız' diyordu. Ve uğraştı da. Fakat, polise hapishaneye, işkenceye karşı kaleminden başka silahı olmayan bu insanların yürüttüğü mücadelede, gösterdiği dirençte olağanüstü destansı bir yan vardı.
'Markopaşa' bir mizah dergisiydi. İnsanları güldürdü mü, ağlattı mı, onu bilemiyorum. Ama dönemin yöneticileri tarafından pek sevilmediği ortada.
Şimdi 'Markopaşa' gibi bir dergi çıksa yazarları ve sahipleri öyle sürüm sürüm sürünür mü? Kuşkusuz ki hâlâ basın özgürlüğü sorunumuz var. Hâlâ zaman zaman yazılı basında da görsel basında da özgürlüklerin kısıtlandığına tanık oluyoruz. Kitaplar, dergiler toplatılabiliyor, tiyatro oyunları engelleniyor. Ama 'Markopaşa'nın trajik öyküsünü artık yaşamıyoruz.
Gerçi Datça'da kaymakam, eleştirme cüretini gösteren gazeteci Sinan Kara hakkında 18 dava açılabiliyor, sanık 4 milyar liraya mahkûm ediliyor ama, bunlar istisnai olaylar.
1940'lardan bu yana demokratikleşmede de basın özgürlüğünde de önemli adımlar atıldı. Ve bu gelişmeleri, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Nâzım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt.. gibi aydınlara, hapislerde çürüyenlere, Sivas'ta yakılanlara borçluyuz.
'Özgürlükler için ne yaptık, ne bedel ödedik ki hak edelim' demek hiç de doğru gözükmüyor bana. Bu uğurda bütün ömrünü verenlere haksızlık etmiş olmuyor muyuz?
Radikal-30 Haziran 2002
|