|
“...Bu işte hangi menfaatlerin oyunu var? Dünyayı bir ahtapot gibi sarmaya çalışan emperyalist sermayenin kucağına atılmak, milletin alın terini dolara ve sterline satmak isteyenler kim? Gözü doymaz paranın bu korkunç taarruzu karşısında milletini ve vatanını seven her namuslu insan sesini yükseltmeğe mecburdur. Çünkü bir memlekete girip yerleşen yabancı sermayeyi çıkarıp atmanın, yabancı orduları sürüp denize dökmekten çok daha güç olduğunu, biz Osmanlı İmparatorluğunun mirasçıları herkesten iyi biliriz.”
Temmuz ayı Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin’in ölüm yıldönümleri. Sabahattin Ali ile birlikte üç toplumcu yazar 1946’da ülkemize girmeye başlayan ABD emperyalizmine karşı ilk bayrağı açmışlar; Marko Paşa mizah gazetesini çıkarmışlardı. Ustaları, Marko Paşa’daki seslerine kulak vererek anarken ülke olarak yaşadığımız sorunun başlangıç yıllarına gidelim ve Marko Paşa ışığıyla aydınlanalım istedik. İşe, 02.12.1946 günlü Markopaşa’nın 2. sayısındaki “Yabancı Sermaye” başlıklı yazı ile başlayalım:
“...Bu işte hangi menfaatlerin oyunu var? Dünyayı bir ahtapot gibi sarmaya çalışan emperyalist sermayenin kucağına atılmak, milletin alın terini dolara ve sterline satmak isteyenler kim? Gözü doymaz paranın bu korkunç taarruzu karşısında milletini ve vatanını seven her namuslu insan sesini yükseltmeğe mecburdur. Çünkü bir memlekete girip yerleşen yabancı sermayeyi çıkarıp atmanın, yabancı orduları sürüp denize dökmekten çok daha güç olduğunu, biz Osmanlı İmparatorluğunun mirasçıları herkesten iyi biliriz.”
Milletin alınterini dolara satmak isteyen anlayışın ülkeyi nereye götüreceğinin (bugün geldiğimiz noktanın) uyarısını da ustalar, 57 yıl önce daha işin başında, 27.1.1947 günlü Marko Paşa’da yapıyorlardı:
“Biz diyoruz ki:
-Dostlar! Kalemimiz, fikrimiz Sterlinin kölesi olmasın.(...) Vicdanımız Doların esiri olmasın. (...) Düşmanın çizmeli istilâsını tepelemek kolaydır. Fakat bir kere sinsi sinsi Dolar ve Sterlin emperyalizminin sömürgesi olduk mu, kurtuluş zordur. Hem uşak oluruz, hem de kendimizi efendi sanırız.
Uyarılara günü gününe karşı tepkiler gelmektedir. Suçlu sanki Marko Paşacılardır. 19.5.1947 günlü sayıda “Krediyi Düşüren Kredi” başlığıyla bu durum açıklanmaktadır:
“... Amerikan yardımının asâleti hakkında şüpheye mi düşüyorsunuz? Vatan hainisiniz! Bu yardımın asıl dertlerimize çare bulmadığını, omuzumuzdaki yükü azaltmadığını mı söylüyorsunuz? Bolşeviksiniz.(...) Amerikan mandacılarından başka herkesin aklına takılan: ‘Bu yardımın sonu nereye varacak?’ sorusuna neden açık ve inandırıcı cevap veremediler, hatta işin münakaşasına bile yanaşmadılar...”
Kökü dışarda...
Suçlamaların ileri düzeye ulaştığı günlerde, TBMMde ilk kez C. Sait Barlas’ın üç usta için kullandığı iki sözcük sonraları yönetim ve düşünce dünyamızın çokça kullanılan deyimi olacaktır: “Kökü dışarda!” Bu karalamaya Marko Paşacıların yanıtı S. Ali ile 16.12.1947 tarihli sayıda “Ayıp” başlığıyla verilirken hem isteklerinde, hem de kuşkularında ne denli haklı oldukları bugün daha iyi anlaşılmıyor mu?
“...Vatanımızın istiklali üzerine en küçük bir gölge düşmesin, istiklal anlayışımız Atatürk’ün çizdiği yoldan ayrılmasın dediğimiz için mi kökümüz dışarda?
Bin bir hileli yoldan bağrımıza sokulup bizi tekrar yarı müstemlekeliğe sürüklemek isteyen sömürücü yabancı sermayeye karşı uyanık bulunmayı istediğimiz için mi kökümüz dışarda?”
Saldırılar bu kadarla da kalmamakta, akıl almaz çeşitli baskılarla gazeteleri kapatılmakta, kendileri de tutuklanmaktadırlar. Dışarıda kalan bu kez yeni bir “...Paşa”yı çıkarmaktadır: Merhumpaşa, Malümpaşa... Bu arada kapatılan Paşa’nın yerine sağcılar tarafından da taklit Paşalar çıkarılmaktadır. Okur artık Paşaları karıştırmaya başlamıştır. Çözüm olarak bu kez “...Paşa” değil, “...baba” çıkarılır. Başına da S. Ali’nin “Ali”si konur:ALİBABA... İlk sayıda bu durum açıklandıktan sonra şöyle denilmiştir: “Biz müsamahakar insanlarız. Paşayı elimizden alanların, bu sefer Babayı da almalarına göz yumarız”!
Markopaşa ve soyundan gazeteler her şeyden önce bir mizah gazetesidir. Ancak bu, beyinlere yönelik mizahtır. Amaç güldürmek değil, düşündürmektir. Mizah ise bu amaç için bir çeşni, bir araç, bir silahtır. Isırıcı, etkisi kalıcı bir silah...
Toplanmadığı zamanlarda çıkar...
Gazeteyi toplatma olayları o kadar artmış; yöntemleri o kadar ilerlemiştir ki, 14.1.1949 günlü 12(36). sayının başlığının üstüne “Toplanmadığı Zamanlarda Çıkar” tümcesi konulmuş; başlığın hemen altında da şu açıklama yer almıştır:
“BU GAZETE:Bu gazete Cuma günleri saat sekizde çıkar. Sekizle dokuz arasında fırsat bulursa satılır. Dokuzda toplatılır. Saat onda muharrirleri sorguya çekilen Basın Hürriyetinin kurbanı felaketzede bir gazetedir.”
Gazetenin sık sık toplatılmasından doğan sıkıntıyı aşmak için tutulacak yollar da okuyucuya mizahsal biçimde sunulmuştur:
“...Bu dahi efendileri tatmin etmezse, büsbütün havadan sudan mevzular yazılacak, mesela hıyar sayısı, şalgam sayısı gibi sayılar çıkarılarak, bu gazetelerde yalnız hıyarlara ve şalgamlara methiyeler tanzim edilecek, bamyanın fazileti, kendini nimetten sayan kuru fasulyenin şerefi, milli nohudun asaleti gibi çok değerli mevzular üzerinde ileri geri fikirler yürütülecektir...”
Özel hıyar sayısı...
Planlanan şekilde ilk özel sayı 14.2.1949 tarihinde çıkarılmıştır: Markopaşa Özel Hıyar Sayısı... Gerekçesi de şöyle açıklanmıştır:
“Ne yazsak Markopaşa’yı toplatıyorlar. Onbeş sayı çıkabilen (3. dönem çıkışında) gazetemizin yedi sayısını toplattılar. Biz de zülfiyâre dokunmasın, güneşe karşı desturun su döküp te çarpılmıyalım, evliyayı umuru incitip fincancı katırlarını ürkütmiyelim diye, suya sabuna dokunmadan, havadan sudan yazılar yazmıya karar verdik. Bundan sonra gazetemizin her sayısını, meyva ve sebzelerin methine tahsis edeceğiz. Şimdiye kadar gazetemizi İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı toplattırdı. Bakalım bu sefer de Tarım Bakanlığı toplatacak mı? Gazetemizin bu sayısı Hıyar sayısıdır. Baştan aşağıya kadar hıyarın ve hıyarların methiyesini bulacaksınız.
Hatta memleketimizin hıyarlarını rencide etmemek için, onların aleyhinde bile bulunmıyacağız. Gelecek sayımız da muşmula sayısı olacaktır.”
Ne yazık ki Hıyar sayısı Tarım Bakanlığı değil, Bakanlar Kurulu kararıyla toplatılacaktır.
Elimizdeki sayılara göre Marko Paşa dizisi toplam 7 ad, 77 sayı (70’i elimizde), 8 sahip (çeşitli tarihlerde 15 kez değişerek), 10 yazıişleri müdürü (13 kez değişerek), 1’i teksir makinesi olmak üzere 9 matbaa (15 kez değişerek), 1’i posta kutusu olmak üzere 10 adres değiştirerek çıkmıştır. 3 yıl, 4 ay, 28 günlük süre içinde 176 sayı çıkması gerekirken ancak 77 sayı çıkabilmiş; tam 99 hafta çıkamamıştır. Bu gazeteler aleyhine 16 dava açılmış; yazarları toplam olarak 8 yıl 2,5 ay mahkûmiyet cezası almışlardır.
S. Ali’nin “Sırça Köşk”, R.Ilgaz’ın “Yaşadıkça” kitapları; A.Nesin’in “Nereye Gidiyoruz?” adlı broşürü; M.Uykusuz’un “Karikatür Albümü” ile Marko Paşa’nın 7 değişik sayısı Bakanlar Kurulu kararlarıyla toplatılır. Emniyet ve savcılık kararlarıyla toplatılanlar da cabası... Görüldüğü gibi bu yıllarda Markopaşacılar ABD emperyalizmine; hükümet, emniyet, savcılık, basın ve mandacılar Marko Paşacılara karşı çıkmıştır. Ne var ki, geçen sürede Marko Paşacıların da dediklerinin bir bir gerçekliği ortaya çıkmıştır.
Tam 58 yıl sonra, söyledikleri yine geçerli, yine gerçek...
Toplumcu – gerçekçi ustaları saygıyla anıyoruz.
Mehmet SAYDUR :
|